Belgium-Liége

Bu şehre 10 eylülde geldim. İlk gecenin berbat tadı hala ağzımda. Öyle kolayca geçmeyecek sandığımız acıların yine aynı hızla ardına bakmadan koşabildiğini bir kez daha öğrendim. Günlük güneşlik zamanlar ve yağmurlu günlerim oldu yine.

Bugün hava yağmurlu. Rüzgar da var… Rüzgarı seviyorum, uğultusunu…Hem ürkek ince bir ses, hem güçlü ve kalın. Öyle bir sabaha uyandım, içim kafam dopdolu, stres boyumdan büyük. Evet çok uzun değilim ama stresim de kısa değil. Beni aşıp giden, uykularımı da bozan bir hissi keşfetmeye çalıştım. Madem girdik denize, az yüzelim, dalalım, görmeye çalışalım der gibi içime çekildim. Çekildikçe derinleştim. Derinleştikçe nefessizleştim. Bazen girdaba kapıldım ve kime, neye, ne zaman tutunacağımı bilemedim. Bu saf yanımı törpüleyemedim. Her şey söylenebilirdi, her şey farklı olabilirdi ama biz sırtımızı dönmeyi seçtik. Kapıları kapamayı, ama kapamamış da belki en azından aralık bırakmış olmayı…

Bugün ilk kez ayak basmışım gibi buraya, ondan yazmak istedim. Yazmasam ağlıyordum, ağlasam utanıyor, utansam kaçıyor ve yalnız kalıyordum; yani başa sarıyordum. Çözülmek benimdi. Erimek benim. Yağmurlu bir günde arkadaşlık algılarım yine sızladı. Sorguladım ve sandım ki arkadaşım yok yine. Belki de hep bendim, belki de hep onlar, sonra ben ve onlardık. Çünkü ben kendimle olan arkadaşlığımda böyle olmadım. Çıkmaz sokaklara vurduk birbirimizi ama yine birlikteydik. Gidemedik. En çok biz eleştirdik kendimizi, en çok biz ağladık kendimize, hatalarımız için tokatladık birbirimizi, birimiz sağdan diğerimiz soldan. Yeni insanlar, yeni şehirler, yeni deneyimler dedik, elele tutuştuk.

 

Bu da yeni sayılmaz mı? Sayılmıyor. Bu sırt dönmeler yeni sayılmıyor. Ha bir de ben de seçimimi yaptım. Suçlayamam yani tek başına o yaptı her şeyi, tek suçlu o diye. Dedim ya, sonra onlar ve bendik. Tercih yapmak zorunda kaldım ve kimse de dur demedi. Dur demesin de yarı yola kadar benimle yürüseydi. İkimiz de kazanırdık. Şimdi görünürde kazandık, ama ben kaybettik diye hissediyorum. Duygularım savruluyor kafamdan, karnım aç, kafam yine karışık, konformistliğin dibine vuruyorum ve sonra sarsılıyorum. Kimse benimle kalmıyor, ben de kimseyle.

Bir sevgilim var. Bilirsin sevgililer gelir, gider. Sevgili kalır ama sevgi gider falan. Bu adam benimle. O da gitmek istiyor bazen çok, bazen hiç bırakmayacak gibi tutunuyor, şaşırıyorum, tamam lan diyorum başka ne istiyorsun? Aşk olur, sevgi olur, aile olur, dost olur, düşman olur; ama gitmeyen olur mu? Olmaz lan, diyorum ki gitmiyor. Olumsuz her şeye rağmen bir yatakta uyumak istiyor, haber vermek-almak istiyor. Eriyorum. Gözlerim doluyor.

Bu kısır döngüye dalmayalım olur mu arkadaşım?

Yarın ilk defa Paris’i soluyacağım. Yalnız da olmayacağım hem. O kadar gelgitlere rağmen gidiyorum. Yalnızlık yok. Sevgili var orada, bekliyor olacak yine. Bayılıyorum iniş yerinde bekleyen sevgiliye. Saate, zamana, mekana aldırmadan gitmemesi yetmiyormuş gibi, geliyor bir de! Nasıl seviniyorum, sevgim şekil değiştiriyor. Bilmediğin duygular olunca bazen sorgular oluyorsun, seviyor muyum, bu mu sevgi acaba… Hep sorgular insanlar, hep endişelenir, hep şekil değiştirir. Nasıl durulur bilmiyorum, nasıl dururum bilemiyorum. Konformizmin dibine sevgilimle vuruyorum.

 

Paris’e öpücük gönderiyorum.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s